(+90) 555 854 39 87 Bediüzzaman Said-i Nursi ve Risale-i Nur ve Talebeleri ve Hizmeti ve Nurculuk Hakkında Müdâvele-i Efkâr....
Nurculuk; Sahabe Mesleği... in Isparta
Risale_i_NUR_talebesi isn't in your network. Add Risale_i_NUR_talebesi
|
vefawrote:
alanınız görünmüyor...
3 days ago
|
|
|
MAVİ GÖLwrote:
Bir bakış…bir gülümseme…bir randevu…ve bir buluşma…
Bir gençin e-maille başından geçenleri yazdıklari. Diyor ki: ‘’Birgün bir kafede oturuyordum.Birden kafeye daha önce gözümün görmediği güzellikte bir kadın girdi. Hayatımda onun gibisini görmedim…Ona bakıyordum oda bana bakıyordu… gözler konuşuyordu…. Bir bakış…bir gülümseme…bir randevu…ve bir buluşma… Kafeden çıkarken onu takip ettiğimi biliyordu,beni çağırdı ve telefon numarasını verdi. Genç diyor ki: ‘’O gece benim en mutlu gecemdi’’(…En mutlu gece…Beğendiği kız ona numarasını verdi!!!) Günler geçti…onunla telefonda konuşuyordum…bir kere..iki kere…üç kere ve daha fazla…ama maalesef onun yaşça benden daha büyük olduğunu fark ettim… Ama güzelliği yaşını kapatıyordu… (Şeyh Nebil ‘’İnsan severse…tamamdır…kusur yoktur) onunla saatlerce konuşmaya başladım… Zengin olduğunu fark ettim…malları vardı….ve boşanmış bir kadın olduğunu öğrendim… (Çok kolay… kolay ulaşılabilecek bir kadın….her seferinde daha basit bir şey keşfediyordu…ve sonunda ona tutuldu…) genç devam ediyor: ‘’Bir keresinde benim ticarette ona yardımcı olmamı istedi… tamam dedim… Şu ülkeye git ve bana malları getir…Ama şu adrese git oraya gittiğinde insanlar sana ne yapman gerektiğini anlatacaklar…dedi….çok sevindim…Başka bir ülkeye gidiyordum…hayallerim gerçekleşiyordu….belirlenen otele gittiğimde bir kişi kapıyı çaldı kapıyı ….açtım ki o!!!bu o kızdı!!! Genci kandırmıştı…mesele ticaret veya başka bir şey değil haramın ta kendisiydi… Allah buyuruyor ki: ‘’Ey iman edenler!Şeytanın adımlarına uymayın.’’ Şeytanın adımları…..Genç diyor ki…haramı ilk defa işledim…sonra bir kere…sonra bir daha…. ‘’ Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur’’ İsra 12 ….bütün kalbim bu kızla doluydu… Aylar geçti ve ben bu hal üzereyim….birgün erkek kardeşimle birlikte arabada gidiyorduk…araba ters dönüp üzerimize devrildi…Bana bir şey olmadı ama kardeşimin durumu kötüydü…ambulans çağırıp hastaneye götürdük…. Şimdi bütün kaygım kardeşim olmuştu,kardeşim gözlerimin önünde ölebilirdi…doktor acil kısmından çıktığında hemen acil kan lazım bekleyemeyiz dedi..sen kimsin? diye sordu…kardeşiyim dedim…kan grubumu sordu söyledim… Kardeşin ölmeden önce çabuk ona kan ver dedi…kan alımından önce kan tahlili yaptılar…Doktor geldi senin kanının nakledilmesine izin veremeyiz dedi… Niye? Kardeşim ölmek üzere dedim….sonra ….sonraaaa konuşuruz başka kan istiyoruz dedi…şaşırdım… Başka bir kan buldular ve kardeşimi kurtardılar…Kardeşim ölümden kurtuldu…Daha sonra doktora gittim…’’Neden kanımı kabul etmediniz?’’ diye sordum:’’ Sen hastasın ‘’dedi. ‘’Nasıl yani ‘’dedim....Senin kanın aids virüsüyle kirlenmiş…sen aidslisin dedi… .(Yani İdam!!!! İdam değil!!!İdam daha merhametlidir.Filmleri,sinemaları,dizileri takip edenler!!!Siz bir aidslinin nasıl öldüğünü anlatan bir film izlediniz mi? HAYIR!!!Çünkü onlar biliyorlar ki bir aidslinin ölümüne kadar geçirdiği merhaleleri gösterseler şehvetlerine uyanların yarısı bu yoldan döner…ama insanları korkutmak istemiyorlar…insanlara bir aidslinin cüz’i bir delilik merhalesi geçirdiğini söylemiyorlar…deli oluyor,kendine geliyor ,düzeliyor sonra yine deliriyor yine kendine geliyor…Öyle bir baş ağrısına tutuluyor ki dünyadaki hiçbir ağrı kesici bu baş ağrısına fayda etmiyor.Öyle bir dereceye ulaşıyor ki sanki canı çıkıyor,derileri kesiliyor….ilk önce cüz’i sonra tamamen felç oluyor…sonra deliriyor…her şeyi yapıyor…bu hali aylarca devam ediyor ve en sonunda Allah azze ve celle canını alıyor.Ne ölüyor!Ne yaşıyor!İşte bu aids hastası!!!!) Genç devam ediyor: ‘’Onu(kadını) aradım.Üzgündüm ve korkuyordum…Biliyor musun ben hastayım dedim…Ne hastası dedi.. Ben Aids hastasıyım dedim.Kahkaha attı!!!!Neden gülüyorsun dedim…Sen’’ KURBANLARIMDAN BİRİSİN!!!!!’’ dedi…. -Nasıl yani???? -Sadece sen değilsin!!!Seneler önce bana bir genç aids virüsü bulaştırdı ve sonra… karşılaştığım her gence bu hastalığı bulaştırmaya ahd ettim… ‘’ Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.’’Mu’minun Suresi 4*5’’
Nov. 1
|
|
|
mehmetwrote:
-------------------------------------------------------------------------------- Önemli uyarılar.. (Haklı olarak zaman zaman kendimize hatırlatmamız gerek sanırım:) 1- Aklını kullan. 2- İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma. 3- Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma. Acı çeken sen olursun. 4- İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün. 5- Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma. 6- Güvenmediğin biriyle iş kurma. 7- Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme. 8- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil. 9- Kimseye yalvarma. 10- Asla dönüp de arkana bakma. 11- Sır tutmasını bil. 12- Dostlarının yeni tanıdığın birinden daha önemli olduğunu unutma. Onları asla yeni tanıdığın biri için satma. 13- Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı kendini üzme, sorun sen değilsin. 14- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut. 15- Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla göz yaşı için asla yumuşama. 16- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et. 17- Seni dinleyip anlama niyeti olmayanlarla tartışma. 18- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme. 19- Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır verme. 20- Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle. 21- Kendini öven insanlardan kaç. 22- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma. 23- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma. 24- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini göz ardı etme. 25- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar. 26- Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma. 27- Sen istemediğin sürece Allah’u-teala dışında kimsenin seni üzemeyeceğini ve sevindirmeyeceğini aklından çıkarma. 28- Göz yaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama. 29- Sana bahşedilen zekâyı kullanmayarak Allah’u-tealaya isyan etme, Zekanı ve aklını kullanarak hayırlı bir kul ol. 30- Senin zekâna inanan insanları hayal kırıklığına uğratma. 31- Kendini sev. 32- Alkol alan kişi ve kontrolünü yitirenlerle asla tartışma. 33- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma. 34- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma . 35- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil. 36- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme. 37- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme. 39- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma. 40- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme. Çok az şey ilk gördüğünüz anki kadar önemlidir.. Selam, sevgi, saygı ve dua ile, Allah’u-tealaya Emanet olasın
Oct. 18
|
|
|
mehmetwrote:
“Kur’an’ın gölgesi altında yaşamak nimettir.” “Kur’an’ın gölgesinde” kainat satırlara dökülmüş Kur’an’dır. Dağlar kıyama… hayvanlar rükua… sürüngenler secdeye… kuşlar kıraate durur… İnsan, varlığın önünde, varlığı temsilen varlığın rabbine varlığın bağlılığını bildirir… Varlık bir bütün olarak insanın arkasında saf tutmuş kulluk bildirimindedir Kur’an’ın gölgesinde… “Kur’an’ın gölgesinde yaşamak nimettir. Sadece onu tadanın bilebileceği bir nimet…”
Sept. 18
|
|
|
Hayat goncagülwrote:
GÖZYAŞIMDA SAKLISIN
Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben Düşeceksin sanırım kirpiklerimden…” Hatırladınız mı şarkıyı? Gözyaşında nelerin saklı olduğunu, hangi hüznün ve elemin, hangi gamın ve kederin, hangi sevincin ve neşenin, hangi sevginin ve sevgililerin ve kimlerin saklı olduğunu anlatan, söyleyen ve “hüngür hüngür” haykıran bu güzel şarkıyı hatırladınız mı? “Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben…” Sizin gözyaşlarınızda neler saklı? Kime ve kimlere mesken yaptınız gözyaşlarınızı? O güzelim buğulu gözleriniz kime ve kimlere “yataklık” ediyorlar? Sahi, nedir gözyaşı? Sığınak mı, barınak mı? Acı mıdır gözyaşı, sevinç mi? Ve, Nedir ağlamak? Neden ağlar insanlar, neden akıtırlar gözyaşlarını? Ve neden ağlamazlar? Neden ve niçin saklarlar gözyaşlarını? Neden ve niçin “iç”lerine akıtırlar “terkîbinde” nelerin saklı olduğu meçhul olan, kaynağı belirsiz o iki damla ıslaklığı? “Gözyaşı Medeniyeti”nin mensupları neden ağlamazlar? Ağlamak bir “küçüklük” tezahürü müdür? Medeniyetinin hamurunun gözyaşı ile yoğrulduğu söylenen bir toplumda ağlamamakta neyin nesi oluyor? Nereden çıktı bu “kadın gibi ağlama” lafları? O zaman siz “erkek” gibi ağlayınız… Yok hayır, “adam” ve “insan” gibi ağlayınız… Ağlamak… Nereden ve niçin geldiği belli olmayan iki damla sıvının “göz pınarları”ndan süzülerek, gözün “koruyucu melekleri” olan kirpiklerde bir yarım tur attıktan sonra, yavaş yavaş, kimseyi incitmeden, sadece kendi sahibinin “gönül telini” samimi bir şekilde titreterek, kendine has “eda”sı ile birlikte, yılların izini taşıyan “yüz” ün o kıvrımlarından süzülerek, bazen elin tersiyle silinerek, bazen de çene kenarlarından kayarak toprakla buluşma “eyleminin” adı… “Göz Pınarları.” Bu harika tamlamayı mensuplarına hediye eden medeniyetin çocukları, niçin ağla mıyorsunuz? Yoksa, gözlerde bir “pınar” olduğunu, o “pınar”ın “gözyaşı” ile dolu olduğunu, zaman zaman boşaltılmazsa sahibini rahatsız edeceğini, “musluk”larını ne kadar sıkı sıkıya kapatsanız da “o”nun mutlaka kendine bir “yol” bulacağını, sizin “o”na yol vermemeniz halinde “o”nun kendi güzergâhını kendisinin çizeceğini ve “o” parlaksı, efsunlu, sahibine ayrı bir “güzellik” katan güzelim sıvının “içinize” doğru akacağını ve nihayet sizin ağlamamanız halinde, “dışı”nızın ağlamaması halinde “içiniz”in ağlayacağını bilmiyor musunuz? “İçin için ağlamak” tabirini hiç duymadınız mı? Öyleyse neden ve niçin “dışın dışın” ağla mıyorsunuz? Ağlayın… aşkına ağlayın… Bazen sessizce, bazen hıçkırarak, bazen de bağırarak ağlayın… İçinizin ağlamaması için dışınızı ağlatın… Akıtın gözyaşlarınızı göz pınarlarınızdan… Açın ellerinizi semaya, bükün boynunuzu, isteyin affınızı Yaratıcıdan ve ağlayın ki göreceksiniz meleklerinde sizin o ağlama “seansına” iştirak ettiğini… Günahlarınızın affı için ağlayın, mazlumların “âh”ını almamak için, kaprisleriniz için, gelmeyecek olan gençliğiniz ve gelmesi mukadder olan ihtiyarlığınız için, kendiniz için, ana-babanız için,çoluk-çocuğunuz için, benim için ve samimi dualarınızın kabul olunması için ağlayın… Elinizden “ağlamaktan başka bir iş” gelse de ağlayın “gelmese” de zira ki ağlamak başlı başına bir “iş” tir… Peki siz gözyaşının terkîbinde nelerin olduğunu biliyor musunuz? Ağlama “işi” nin hangi hastalıklara “şifa” hangi dertlere “deva” olduğunun farkında mısınız? Gözyaşının “renk körlüğü”ne iyi geldiğini bilir misiniz? Hani herşeyi “siyah ve beyaz” gören, arada kalan bütün renkleri “yok” sayan, görmeyen, grînin, yeşilin, mavinin, eflatunun ve diğerlerinin farkında olmayan “renk körü” gözleriniz var ya, işte onlara iyi geldiğinin farkında mısınız? Gözyaşının gözdeki “perdelere” iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o herşeyi “flû” gören, bir türlü net göremeyen, görmek istemeyen, al ve yeşil “lens” li gözleriniz var ya, işte onlardaki “bir türlü görmek istememe” hastalığına iyi geldiğini bilir misiniz? Göremediğiniz zaman bilemeyeceğinizin, bilemediğiniz zaman ilgilenemeyeceğinizin, ilgilenemediğiniz zaman da ne ocakların söndüğünün, ne yuvaların yıkıldığının farkındasınız değil mi? Gözyaşının kulaklara faydalı olduğunu, “duymama/duymak istememe” hastalığına iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o bir türlü kimseyi duymayan, uzakları geçtik yakınındaki “âh”ları ve feryâd-u figânları işitmeyen kulaklarınız var ya, işte onlara en kaliteli “işitme cihazı” etkisi yaptığının farkında mısınız? Gözyaşının burnunuza faydası olduğunu bilir misiniz? Hani o “iyi” olan şeylerin kokusunu bile unutan, akşamleyin komşusundaki pişen yada pişmeyen çorbanın kokusu ile ilgilenmeyen, hep sunî kokulara alıştığı için gerçek kokuları bir türlü alamayan, yahu “gül” ün kokusunu bile unutan burnunuz var ya, işte ona da iyi geldiğinin farkında mıısınız? Gözyaşının dilinize iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o tatmış olduğu bütün nîmetlerin asıl sahibini unutan, unuttuğu için şükretmeyen, hep yanlışın sesini çıkaran, bir türlü doğru sesi çıkartmayı beceremeyen, şükrü unuttuğu gibi zikri de unutan, malayâni şeylerle iştigâl eder hale gelen ve sahibine yani size “ölmüş kardeşinizin etini” yediren dilinize iyi geldiğinin farkında mısınız? Gözyaşının ellere iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o semaya açılmayı unutan, “yetimin başını okşama” hasletini kaybeden, hep “alan el” olmaya alışmış, bir türlü “veren el” olmayı beceremeyen/istemeyen, günahlarınızdan dolayı nasırlaşan ve kullandığınız “yan sanayi” kremlerin bile “görünmeyen” nasırlarızı örtemediği ellerinize iyi geldiğinin farkında mısınız? Gözyaşının ayaklara iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o mescidin yolunu unutan, bar ve pavyon gezmelerini “ezbere” bilen, dost gezmelerine ve hasta ziyaretlerine çağıranlara “bırakın bu ayakları” diyen ayaklarınıza iyi geldiğinin farkında mısınız? Gözyaşının beyninize iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o varoluş sebebi olan ve sizi hayvandan ayıran “düşünme” melekesini kaybeden, dumûra uğrayan, düşünemediği için işleyemeyen, işleyemediği için pas tutan ve sorgulama yeteneğini kaybeden, o yüzdendir ki “gelene ağam- gidene paşam” diyen beyninize iyi geldiğinin farkında mısınız? Gözyaşının damar sertliğine, migrene, hazımsızlığa ve özellikle çağın illeti olan strese; her nevî sosyolojik ve psikolojik ve fizyolojik hastalıklara “şifa” olduğunun farkında mısınız? Ve, Gözyaşının kalbinize iyi geldiğinin farkında mısınız? Bütün kirli çamaşırlarınızı temizleyen ve hatta onları “beyaz ötesi” hale getiren temizlik maddelerinin temizleyemeyeceği kalbinizi temizleyen, sertleşmiş kalbinizi en kaliteli yumuşatıcının dahî yapamayacağı şekilde yumuşatabilen bir “GÖZYAŞINA” sahip olduğunuzun farkında mısınız? O gözyaşının size bir “insaf”, bir “vicdan”, bir “yürek”, bir “feraset” ve bir “GÖNÜL” olarak geri döneceğini biliyor musunuz? Ağlayın, hemen ağlayın ve akıtın gözyaşlarınızı toprağa… Yoğurun gözyaşlarınızla toprağı ve sulayın… Gözyaşlarınızla yoğrulan ve sulanan toprak filizlensin, o filizleri de sulayın… Ve o filizlerden “gül” fidanları derilsin, rengârenk “gül” fidanları…Her taraf “güllük-gülistan”lık olsun gözyaşlarınızla… Ve “gül” insanlar yetişsinler o gülistanda, işi-gücü “gül” olsun onların, “gül alsınlar gül satsınlar, gülden terazi kursunlar, gülü gül ile tartsınlar…” Ve, Hemen ağlayın! Aynı zamanda bir “gözyaşı” Peygamberi olan son Nebî’nin “gül” kokan, “gül” pınarlarından “gülyaşı” olarak sizin için dökülen o mübarek “gözyaşları”nın hürmetine, hemen ağlayın… Ve, Asla, asla “timsah gözyaşları” olmasın “göz pınarlarınız”dan gelen gözyaşlarınız… Ve, Ağlayınız, bazen “için için”, bazen “dışın dışın”, bazen “sessiz sessiz”, bazen “hıçkıra hıçkıra”, bazen “hüngür hüngür”, bazen de “bağıra çağıra”, ama yeter ki ağlayınız… “Ağlamaktan başka elinizden bir iş” gelse de ağlayınız gelmese de… Zira ki ağlamak “BAŞLI BAŞINA BİR İŞ” dir, hemi de çok ama çok önemli bir iş… Kendisine “husûsî” zaman ayrılması gereken önemli bir iş… Hadi bakalım, şimdi “ağlama molası” veriyoruz… VE (c.c.) “göz pınarlarınızı” kurutmasın
Sept. 13
|